17 Eylül 2015 Perşembe

Ne Kadar Da Entelsiniz?



  Çocukluk çağımın bitiş dönemi ilk gençlik çağlarının başlangıç dönemi, saçlarını ortadan ayıranlara “Entel” denirdi ve ben hayatımın hiç bir döneminde entel olamamıştım. Çünkü saçlarım kıvırcıktı ve ne yaparsanız yapın entel olamıyordunuz, yani ortadan ayıramıyordunuz, en son entel olmaya kalktığımda annemin yoğun bir el kremi vardı (Jöle ve Limon suyu denemedim sanmayın, bana daha yoğun bir şeyler lazımdı entel olabilmem için), yoğun dediysem sanmayın manda yoğurdu kıvamında, kurumaya yakın çamur, biraz önce soğumaya bırakılmış mum eriyiği, bunun gibi bişeydi işte, bu krem ile ilk ve son kez deneyecektim ve nihai sonuca ulaşıp ben de herkes gibi entel olabilecektim! Entellik önemliydi.

  Dayımlar ve arkadaşları, dayımın oğulları ve mahalledekiler; Çilli Kenan, Serseri Kadir, Kokarca Serkan, Kedi Bilal, Sarı Cengiz hepsi ama hepsi enteldi. Sizin anlayacağınız kafama koymuştum entel olmayı  ve kaçarı yoktu bir şekilde olacaktım ve bu krem son çaremdi. O sabah herkes gibi üstümü giyinip, aynanın karşısına geçtim ve bir avuç kremi saçlarıma sıvadım! Oluyordu lan! Şahane! Oldu. Entel oldum, adı her ne ise bilmediğim o krem sayesinde entel olmuştum, taki dışarı adımımı atana kadar. Okula gidiyorduk, ilk gören “entel” arkadaşların tepkileri acımasızdı, bozulmadım, yoluma devam ettim, karşı sokağa geçtim, oradaki enteller de bana bakıp bakıp kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlardı. Lan ne vardı! Artık enteldim işte, sizin gibiydim yani!

  Okula yaklaşmıştım, ama bir diğer yandan da heyecanım artıyordu giderek, sınıfa giricem, hoşlandığım kızdan makas alıcam(bak bak özgüvene bak, bak alırsın o makası sen!), millet “Oooo X de entel olmuş” diyecek gibi kafamdan sahneyi kurguluyordum. Okul kapısındayım, işte güvenliği geçiyorummmm... geçemiyorum. Nöbetçi öğretmen “Ne sürdün lan kafana!” (Gönül istiyor ki “Entel oldum hocam ben” diyeyim şirin şirin, ama o dönem pratikte hiç de iyi bir çocuk değildim) kızarıyordum, “Oğlum söylesene ne sürdün kafana!” lan adını bilmiyordum kiiii! Daha çok kızarıyordum, eve doğru koştuğumu hatırlıyorum, entellik benim neyimeydi! Bişey olmuyorsa çok zorlamayacaksın! O gün saçlarımı 3 numaraya vurdum ve kıvırcık saça küstüm! Adı batsın entelliğin, lanet olsun atom fiziğine de profesörlüğüne de! Bundan böyle sizin gibi olmayacaktım, çocukluğumun bitişi, ilk gençlik yıllarımın başlangıcında almıştım bu kararı, iyiki de almışım.

 O senenin sonunda yoğun olarak akrabaların yaşadığı bir semte taşınmıştık, orda da bırakmadı entellik yakamı. Yücel vardı, entel olmak için yaratılmıştı, şahane enteldi, Mesut vardı o da yer yer entel, yer yer subay trajı, alabruzdu(Ronaldo diye bir futbolcu vardı Berezilya’lı, heh işte onunkinden). Cemil pek oralı değildi, cebinde tarakla gezerdi ve düzene inat yana tarardı. Hüseyin’in entelliği 1km öteden anlaşılırdı, koşarken bile bozulmazdı entelliği. Devrim, isminden de anlayacağınız üzere onun bu çerçevede bu hikayede yeri yoktu çünkü isme baksanıza ulan! Devrim! Anladınız onu. Mansur vardı, düzen karşıtıydı, mikerim böyle düzeni deyip şapka takardı, baya şapka taktı Mansur. Murat son enteldi, en son o terketti entelliği. 

Not: Evet bu mahallede kimsenin lakabı yoktu. Ben hariç, Domates.

Ben hiç entel olamadım.


Beni okudunuz, teşekkürler.

Şimdi Erkan Oğur'dan Derdim Çoktur Hangisine Yanayım diyelim
https://www.youtube.com/watch?v=f7j7OBGhOuM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder